Kategoriler
Blog

Tek aday çok aday?

İkinci yazımı “Satranççı ne ister” başlığına ayırmak niyetindeydim. Ancak son günlerdeki görüşme trafiğim ve gelişmeler bir başka konuyu öne almamı gerektirdi. O da adaylar konusu.

TSF başkanlık seçimleri için epeydir bir hareketlenme var. Geçen yıl salgın nedeniyle seçim yapılamamıştı. Nedendir bilinmez olimpik olmayan sporların da başkan seçimlerinin yapılması olimpiyatların yapılması sonrasına bağlanmış. Neyse ki bu yıl olimpiyat yapıldı ve artık federasyon başkanlık seçimlerin yapılmasını umuyoruz. Zaman yaklaştıkça da tansiyon artıyor! Bu yazıyı kaleme alana kadar Hulusi Cihangir’den başka adaylığını açıklayan yoktu. Niyetlenenler vardı bir de aday olup çekilen. Hulusi Cihangir çok uzun yıllar benim Ankara Fatih’te -ki siz bunu bir zamanlar ve uzun bir süre boyunca Ankara’nın biricik satranç merkezi, kulübü, ortamı olarak okuyun- oyun partnerimdi. Yani işten güçten zaman bulup satranç oynamaya gittiğimde oynamaktan keyif aldığım 5-6 kişiden biriydi belki de en çok onunla satranç oynadım. 1991’de TSF devlet himayesi altına alınınca da birlikte pek çok etkinliğe katıldık. Seyahatlerimiz oldu. Aynı takımda çok kez birinci ikinci masa oynadık, beraber turnuva düzenledik ve yönettik. Uzun yıllar Ankara il temsilcisi görevini yürüttü. O dönemde ben de Ankara il hakem kurulu başkanlığı yaptım. Hulusi Cihangir güçlü bir oyuncu olmasının yanında yetenekli ve yetkin bir hakem, iyi bir organizatör ve yöneticidir de. Bu bakımdan kendisini destekledim ve desteklemeye devam ediyorum.

Sosyal medyada, gruplarda yazdım çizdim. Düşüncelerimi anlatmaya çalıştım. Elbette görüşmelerim, toplantılarım da oldu. Süreçte en çok da şu söyleniyordu. “Tek aday çıkılsın, tek aday olmazsa seçim kazanılmaz.” Ben bu görüşte değildim. Hulusi Cihangir de. Ancak ne zaman konunun tartışılacağı bir ortam olsa bu gündeme geliyordu. İşin ilginç yanı da tek aday diyenlerden ve onların gruplarından yeni isimler anılmaya başlandı. Tek aday deyip de aday olmak ya da aday çıkarmak ne anlama gelir? “Siz bırakın ben aday olayım” mıdır? O zaman nasıl dikkate alınabilir böyle bir öneri? Bazı saygın ve samimi arkadaşlar da birleşmeyi sağlamalıyız uzlaşın diyorlar. Ne demek uzlaşmak? Nasıl uzlaşılacak? Yetkiler mi paylaşılacak? Yönetim kurulu üyelikleri, kurul başkanlıkları mı birlikte belirlenecek pay edilecek? Ne anladık o zaman yönetmeye talip olmaktan? Koltuk mu bizim derdimiz? Bizim ilkelerimiz var, hedeflerimiz var satrancın tam içinden geliyoruz. Bu tahtaların tozunu çok yuttuk! Satranççıyı anlıyoruz, ne istediklerini biliyoruz ve onları mutlu etmek istiyoruz. Kulüpler etkin olsun istiyoruz. Organizasyonlarda kulüp adlarını duymak istiyoruz. Satranç kamuoyunun burası benim diyebileceği ortamlar olsun istiyoruz. Biz koltuk istemiyoruz, biz koltuk peşinde değiliz, biz statüye aç değiliz. Biz satrancı doğru yönetmek istiyoruz. Satranççının ve satranç dalı açan, satranç kulübü kuran kulüp yöneticisinin bu spora yöneldiğinden ötürü pişmanlık duymasını, mutsuz olmasını istemiyoruz. Bu bakımdan buradan ilan ediyorum: Kimseyle koltuk pazarlığı yapmak gibi bir niyetimiz yok olmayacak da. İsteyen aday olur. Delege bakıp inceler nerede birleşeceğine kendi karar verir, paşa gönlü nasıl istiyorsa, nasıl yönetilmeyi bekliyorsa ona göre de oyunu atar!

Bir konu daha var ki değinmeden geçemeyeceğim. Bir yere ömürlük baş olma hırsı! Nedir bu hırs? Mevcut yönetim için söylüyorum bunu. Bu adaylık konusu konuşulurken ben “artık mevcut başkan aday olmaz” diyordum. Güncel duydum ki aday olacakmış. Umarım yanlış bilgidir. Şaşırıyorum doğrusu. Hep ben yöneteyim arzusunu anlayamıyorum. Tamam bir kadın olarak saygımız var başımız üstüne, nazik, güleryüzlü bir insan. Ama bu koca bir sporu ömür boyu yönetmek için yeterli mi? Hem önceki yazımda anlattığım “biz” olmayacaksın yani satranç sporculuğunu tatmamış olacaksın hem de ebedi satrancı yönetmek isteyeceksin. Çok ilginç ve anlaşılmaz doğrusu. Bir de başkanvekili dönemi var. Onunla beraber üç dönem. Şimdi de dördüncüsü mü? Koca satranç sporunu kimsenin kendisine mahkûm etmeye hakkı yoktur. Çoğu satranççı oy veremiyor, aktif oyuncu, aktif hakem delege olamıyor oy veremiyor diye fırsat bu fırsat Türk satrancının hep başında kalmaya çalışmak Türk satrancına zarar verir. Bu başkalarına fırsat vermemek, önünü tıkamak anlamına gelir. Bizim anlayışımızda bu da yoktur. Bir başkanın en çok iki dönem görevde kalmasından yanayız. Bunu hayata geçirmek için de gerekli çalışmaları yapacağız. Genel Kurulda da konuyla ilgili önerge vereceğiz. Dilerim satranç kazanır!

Kategoriler
Blog

Neden “Satranç ve Biz”

Bir spor dalının birçok bileşenleri vardır. Sporcular, hakemler, çalıştırıcılar, izleyiciler, sporcu velileri, kulüp sahipleri, yöneticileri, vs. Bu bileşenler içinde sporcu ana bileşendir, dalın olmazsa olmazıdır. Diğer bileşenler ondan türer ya da etrafında oluşur ve diğer bileşenler yarışma sürecinde işlev üstlenirler. Bu kuşkusuz diğer bileşenler önemsizdir demek değil. Herkese ihtiyaç var!

Ancak bilinmesi gereken şöyle de bir gerçek var. Eğer satranç oynamayı isteyen sevenleri yani sporcuları varsa geri kalan hiçbir bileşen olmasa da satranç yine var olmaya devam edecektir. Geçmişte zaten böyleydi. Çünkü satranç öyle bir daldır ki bir satranç takımı ve birbiriyle oynamaktan hoşnut olan iki kişi bir araya gelmişse bir de iyi kötü bir ortam bulmuşlarsa orada satranç başlar. Evde, parkta, kahvede vs. Yarışma düzenlenmese de oynarsınız düzenlense de. Hatta çok satranççı vardır ki bütün gün satranç oynar ama turnuvalara katılmayı tercih etmez. Örneğin satranca yoğunlaştığım yıllarda Ankara’nın bir Naci beyi vardı. Çok güçlü bir oyuncuydu. Her gün kahveye gelir düzenli maç yapardı hem de sanki turnuva maçı gibi. Onunla oyunlarımız çok uzun sürerdi. Ama ben onun hiç turnuvaya katıldığını görmedim. Oyunlarımız çok da keyifli geçiyordu. Ne hakem vardı ne puan hesabı yapılıyordu. Diğer yandan belki de satrancın en zayıf bileşeni seyircidir. Satranç daha çok oynayana heyecan verir. Bu bakımdan aslında satrancın seyircileri de çoğunlukla yine satranççılardır. Küçük yaş gruplarında yapılan yarışmalarda sporcuların velileri, çalıştırıcıları vs. O zaman şu soruya yanıt arayalım. Neden satrancın yönetim politikalarını satranççılar belirlemiyor da daha çok andığım diğer bileşenleri temsil edenlerce belirleniyor? Satranççılar neden yönetim kadrolarında, hakemlikte hatta eğitimde yeterince yoklar? Bir satranççı başkan olan Kahraman Olgaç döneminde bile! Sorunun yanıtı aslında basit ve satranca özgü: Çünkü satranç sporcusunun emekliliği yoktur! Satranççı hep satranç oynamak oyuncu olmak ister. Bu yüzden çoğu satranççı diğer bileşenler içinde olmayı düşünmemiştir ve talep de etmemiştir. Kuşkusuz ki satranççı bakışı ile diğer bileşenlere ait kimselerin bakışı pek çok alanda uyumlu değildir. Bu yüzdendir ki az gittik uz gittik dönüp baktık ki fazla bir yol alamamışız. Denilecek ki olur mu o kadar etkinlik var, turnuva var, kamp var vs. Ama en önemli şey hala yok! Ben satranca başladığımda satranç kahve köşelerinde oynanıyordu, turnuvalar rica minnet bir yer bulunup geçici ortamlarda yapılıyordu. Şimdiye bakıyoruz yine canım satranç oynamak istedi deyince bir yer bulamıyorsunuz yine turnuvalar geçici ortamlarda yapılıyor. Daha kötüsü şimdi otellerde yapılıyor bu da oyuncu ve oyuncu velilerine mali külfet yüklüyor. Oysa satrancı devlet himayesi altına alalı 30 yıl olmuş. Az buz bir süre mi bu? Her gelen bir tuğla koysa böyle mi olurdu?

Madem ki satranç bir spor o halde nerede tesis? 30 yılda hiç mi bir şey yapılamazdı? İşte ben bir sonraki yazımda ele alacağım gibi “satranççı ne ister?” diye sorulunca bunun yanıtını ancak satrancı yaşamının bir parçası yapmış insanlar verebilir. İşte biz buyuz.

Sabri Koçak