Kategoriler
Blog

Neden “Satranç ve Biz”

Bir spor dalının birçok bileşenleri vardır. Sporcular, hakemler, çalıştırıcılar, izleyiciler, sporcu velileri, kulüp sahipleri, yöneticileri, vs. Bu bileşenler içinde sporcu ana bileşendir, dalın olmazsa olmazıdır. Diğer bileşenler ondan türer ya da etrafında oluşur ve diğer bileşenler yarışma sürecinde işlev üstlenirler. Bu kuşkusuz diğer bileşenler önemsizdir demek değil. Herkese ihtiyaç var!

Ancak bilinmesi gereken şöyle de bir gerçek var. Eğer satranç oynamayı isteyen sevenleri yani sporcuları varsa geri kalan hiçbir bileşen olmasa da satranç yine var olmaya devam edecektir. Geçmişte zaten böyleydi. Çünkü satranç öyle bir daldır ki bir satranç takımı ve birbiriyle oynamaktan hoşnut olan iki kişi bir araya gelmişse bir de iyi kötü bir ortam bulmuşlarsa orada satranç başlar. Evde, parkta, kahvede vs. Yarışma düzenlenmese de oynarsınız düzenlense de. Hatta çok satranççı vardır ki bütün gün satranç oynar ama turnuvalara katılmayı tercih etmez. Örneğin satranca yoğunlaştığım yıllarda Ankara’nın bir Naci beyi vardı. Çok güçlü bir oyuncuydu. Her gün kahveye gelir düzenli maç yapardı hem de sanki turnuva maçı gibi. Onunla oyunlarımız çok uzun sürerdi. Ama ben onun hiç turnuvaya katıldığını görmedim. Oyunlarımız çok da keyifli geçiyordu. Ne hakem vardı ne puan hesabı yapılıyordu. Diğer yandan belki de satrancın en zayıf bileşeni seyircidir. Satranç daha çok oynayana heyecan verir. Bu bakımdan aslında satrancın seyircileri de çoğunlukla yine satranççılardır. Küçük yaş gruplarında yapılan yarışmalarda sporcuların velileri, çalıştırıcıları vs. O zaman şu soruya yanıt arayalım. Neden satrancın yönetim politikalarını satranççılar belirlemiyor da daha çok andığım diğer bileşenleri temsil edenlerce belirleniyor? Satranççılar neden yönetim kadrolarında, hakemlikte hatta eğitimde yeterince yoklar? Bir satranççı başkan olan Kahraman Olgaç döneminde bile! Sorunun yanıtı aslında basit ve satranca özgü: Çünkü satranç sporcusunun emekliliği yoktur! Satranççı hep satranç oynamak oyuncu olmak ister. Bu yüzden çoğu satranççı diğer bileşenler içinde olmayı düşünmemiştir ve talep de etmemiştir. Kuşkusuz ki satranççı bakışı ile diğer bileşenlere ait kimselerin bakışı pek çok alanda uyumlu değildir. Bu yüzdendir ki az gittik uz gittik dönüp baktık ki fazla bir yol alamamışız. Denilecek ki olur mu o kadar etkinlik var, turnuva var, kamp var vs. Ama en önemli şey hala yok! Ben satranca başladığımda satranç kahve köşelerinde oynanıyordu, turnuvalar rica minnet bir yer bulunup geçici ortamlarda yapılıyordu. Şimdiye bakıyoruz yine canım satranç oynamak istedi deyince bir yer bulamıyorsunuz yine turnuvalar geçici ortamlarda yapılıyor. Daha kötüsü şimdi otellerde yapılıyor bu da oyuncu ve oyuncu velilerine mali külfet yüklüyor. Oysa satrancı devlet himayesi altına alalı 30 yıl olmuş. Az buz bir süre mi bu? Her gelen bir tuğla koysa böyle mi olurdu?

Madem ki satranç bir spor o halde nerede tesis? 30 yılda hiç mi bir şey yapılamazdı? İşte ben bir sonraki yazımda ele alacağım gibi “satranççı ne ister?” diye sorulunca bunun yanıtını ancak satrancı yaşamının bir parçası yapmış insanlar verebilir. İşte biz buyuz.

Sabri Koçak